Monday, August 22, 2011

Tәrәkәmә kökәnli Seçgin Türkoloq vә böyük bilginimiz Prof. Dr. Muharrem ERGİN (1923-6 Ocak 1995 Cuma)




Yard. Doç. Dr. Orhan Yavuz*



Türkoloji sahasına merhaba diyen bir kimse Prof. A. Caferoğlu ile bütün Türk illerini ve obalarını dolaşır, Karahan'la edebiyatımızı tanır, A. N. Tarlan ile metinlere nüfûz eder, F. Timurtaş'la edebiyatımızı Anadolu'da kuranları ziyaret eder, N. Hacıeminoğlu ile Harezm ülkesini dolaşır, S. Buluç ile Anadolu'da ve Irak'ta gezerek çeşitli havalar teneffüs eder. Bu âlimlerden başka aralarında biri daha vardır ki onun, Türk milliyetçiliği, kısacası Türklük içinde mühim bir yeri vardır. Bu zât Prof. Dr. Muharrem Ergin Hoca'dır.

Muharrem Ergin Orhun'dan doğan bir ırmağın suladığı bahçeleri ve sarayları gezen adamdı. Türkolojide bir bütündü. O bizleri Ötüken'de Bilge Han'ın huzuruna çıkarmış, Büyük Vezir Tonyukuk'un sözlerini dinletmiştir. Yine O, talebelerini Karahanlı Sarayı'na götürerek Yusuf Has Hacip'in sözlerini öğretmiştir.

"Resûl Aleyhisselâm zam_nına yakın Bayat Boyundan Korkut Ata derler bir er koptu. Oğuz'un ol kişi tamam bilicisiydi." diyerek Dede Korkut'u O tanıtmıştır.

Muharrem Ergin bütün bunları anlatırken kendinden geçen bir samimiyetle büyük bir hizmet aşkının şuûrundaydı. Türk tarihini, dilini ve bu dilin en güzel sesini biz onda bulduk. O, Türk Dili'ni anlatışta Kaşgarlı Mahmud'un yolunu takip etmiştir. Muharrem Ergin Türkçenin dört bir tarafından sesler getirir, yalnız bir yerden değil Türk dünyasının her tarafından haber verirdi. Bir kelime, bir ek, hatta bir sesle bizleri bütün Türk boylarında dolaştırırdı. Bu yüzdendir ki Muharrem Ergin Hocamızla koca Selçuklu ülkesini geçip geldik, Gazne saraylarını çok uzaklardan seyrettik. Bu gelişte Türk Milleti'nin büyüklüğünü bize O gösterdi. Dilimizi sevmeyi O öğretti. O'nu bozanların Türk Milleti'nin düşmanı olduğunu, her zaman uyanık bulunmamızı, Timurtaş gibi, Hacıeminoğlu gibi hocalarla birlikte üstüne basa basa söyleyen hocalarımızdandı. Orhun'dan beri akıp gelen bu ırmağa pislikler dökerek, onu bulandıran, kokuşturan insanlara, kim olurlarsa olsunlar dikkat etmemizi isterdi. Dilde taviz vermememizi ister, kelimelerin sınırlar ötesindeki gücünden bahsederdi. "Okul" kelimesiyle Türkiye hudutları dışına çıkamayacağımızı ama "mektep" kelimesi ile bütün bir Türk, hatta İslâm ülkesini dolaşabileceğimizi, bunu hayatımızda her zaman yaşayacağımızı unutmamamızı isterdi. Muharrem Ergin her zaman Türk Milleti'nin değerlerini öne çıkarır, onlara değer verirdi. Türk ülkeleriyle anlaşmada hiç yabancılık çekmeyeceğimizi söyler, sınırlarımızın ötesindeki Türklerle ilgilenmemizi özellikle vurgulardı.



Bir uçaydım bu çırpınan yelinen,

Bağlaşaydım dağdan aşan selinen,

Ağlaşaydım uzak düşen elinen,



Bir göreydim ayrılığı kim saldı,

Ölkemizde kim kırıldı kim kaldı



şeklinde devam eden Şehriyâr'ın sesini duymamızı isterdi. O, İstanbul Türkçesinin asrımızın başlarında, Türkler'in bütün zamanlarda ve bütün mekânlarda konuştukları en estetik ağız olduğunu kavramıştı. Uzun hece saltanatının coşkun âhengini duymuştu.

Şimdi sizlere bu büyük insanın 72 yıllık hayat serüvenini tanıtmaya çalışacağım.

Muharrem Ergin Ahıska Türklerindendi. Babası Haydar ile annesi Nâime (nüfus kaydında Hanım)'nin oğlu olarak H. 1339, M. 1923'te doğdu. 1920'li yıllarda S.S.C. Birliği'nin sınırları içerisinde kalan bu bölgede yaşayan Türkler, kendilerine Terekeme veya Karapapak adını vermişlerdir. Ancak Türkiye'de Mesket Türkleri adıyla tanınmaktadırlar.

Timur devresinde Semerkand'dan göçen bu Türkler iki yüzyıl kadar İran'da Sulu düz>Sulduz bölgesinde yaşamışlar, sonra Ahıska vilayetine gelmişlerdir. İşte Muharrem Ergin, bu Terekeme Türkleri'nin beylerini teşkil eden Kemâloğulları adlı bir aileye mensuptur. Osmanlı idaresi bu beyler ailesine fermanla beylik de vermiştir.

Terekeme Türkleri 19. yy'ın sonlarında kendilerini Türk-Ermeni

mücadelesinin içerisinde buldular. Birinci Dünya Savaşı esnasında bu Türk-Ermeni mücadelesi en hat safhaya ulaştı ve savaştan sonra sınırlar belirlendiğinde Sovyetler tarafında kalan Terekemeler, artık bu topraklarda kalmanın güvenilir ve doğru olmadığını görerek Türkiye'ye göç etmeye karar verdiler.

Daha önceleri kış aylarında Kars civarında, yazın Ahıska vilayetinde yaşayan ve hayvancılıkla geçinen Kemâloğulları, küçük Muharrem'in doğumundan üç yıl sonra Türkiye'ye temelli göçü gerçekleştirmişlerdir. Devlet bu beyler ve reayasına Türkiye'de yerleşim bölgesi olarak Muş vilâyetinin Bulanık kazasını seçmiştir. Muharrem Ergin sülâlesinin Gögye'den Bulanık'a göçleri bir buçuk yıl kadar sürmüş ve 1926 yılında tamamlanmıştır. Göç eden dört kabile mensûbudur, altı kabilenin mensûpları ise orada kalmıştır.

Muharrem Ergin'in aile arasındaki adı Behram'dır, ancak nüfus kaydında Muharrem Ergin'dir.

Ergin ailesi 11 çocuklu kalabalık bir ailedir. Babası Haydar'ın ilk eşi Zöhre'den İbrahim, Mahyıldız, Celil, Kâmil ve Enver adlı beş çocuğu olmuştur. İbrahim ve Mahyıldız ailenin Gürcistan'da kalan fertleridir.

Annesi Nâime'nin ilk eşi Ali'den Bahri ve Mihriban adlı iki çocuğu vardır. Sonra babası Haydar ve annesi Nâime evlenirler ve bu evlilikten Bahri, Yıldız, Muharrem ve Fahrettin doğmuşlardır.

Muharrem Ergin ilk tahsilini Bulanık İlkokulu'nda yapmıştır. İlkokulu bitirince en yakın yer olan Muş vilâyeti merkezinde ortaokul açılmış, böylece Muharrem Ergin orta tahsiline devam etmek fırsatını bulmuştur. Ortaokul sıralarında lise ihtiyacı hâsıl olmuş, Muharrem Ergin bu ihtiyacını da devlet parasız yatılı imtihanına girerek karşılamıştır. İmtihanı kazanan Muharrem Ergin, kendisini Balıkesir Lisesi'nde bulmuştur. İlk ve ortaokulda çok parlak bir öğrencilik hayatı olan Muharrem Ergin Balıkesir Lisesi'nde de kendini göstermiş ve o zamanlar Milli Eğitim Bakanlığı tarafından bütün Türkiye ölçüsünde hazırlanan İftihar Listesi Kitabı'na girmiştir.

Muharrem Ergin'in lise bitirme imtihanlarının not toplamı bütün fakültelere girmesine imkan tanıyordu. Ancak O, İstanbul Üniversitesi'nin Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü tercih etmiştir.

Üniversite'de Reşit R. Arat, Ahmet Caferoğlu, İsmail Hikmet Ertaylan, Ali Nihat Tarlan, A. H. Tanpınar, Mecdut Mansuroğlu, Janos Eckmann, Ahmet Ateş, Abdülkadir Karahan, Mehmet Kaplan gibi hocaların öğretiminde başarılı bir yüksek tahsil hayatı sürdüren Muharrem Ergin 1946-1947 ders yılında fakülteden mezun olmuştur. Mezuniyetinden sonra bir yıl kadar Boğaziçi Lisesi'nde Türkçe öğretmenliği yapmıştır. 1950 yılında açılan asistanlık imtihanını kazanarak Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde vazifeye başlamıştır.

O zamanlar Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde Türk Dili ve Türk Edebiyatı olmak üzere iki kürsü vardı. Ergin Türk Dili Kürsüsü'nde Ord. Prof. Dr. Reşit Rahmeti Arat'ın asistanı olarak, Vatikan Kütüphanesi'nde ikinci yazması bulunan Dede Korkut Destanları'nın karşılaştırmalı metni üzerinde doktora çalışmasına başladı. 1954 yılında doktorasını tamamladı. İki yıllık askerlik görevinden sonra da doçentlik çalışması olarak Dede Korkut Destanları'nın karşılaştırmalı metninin grameri ile sözlüğünü hazırlayıp 1962 yılında doçent ünvanını aldı. 1950'li yılların sonunda Türk Dili Kürsüsü, Eski Türk Dili ve Yeni Türk Dili adları ile bugünkü şeklini aldı. Eski Türk Dili Kürsüsü'nün başkanı Ord. Prof. Dr. Reşit Rahmeti Arat, Yeni Türk Dili Kürsüsü'nün başkanı ise Prof. Dr. Ahmet Caferoğlu idi. Eski Türk Dili Kürsüsü başlangıcından bugüne kadar Orta Asya Türkçesini Yeni Türk Dili Kürsüsü ise 12. yy'dan itibaren Anadolu'da teşekkül eden Türkçe ve bugünkü dialektlerini incelemekteydi.

1964 yılında R. Rahmeti Arat vefat edince Doç. Dr. Muharrem Ergin, Eski Türk Dili Kürsüsü'nün başkanı oldu ve bu görevi yaş haddinden emekli olduğu Temmuz 1990'a kadar devam etti. 1964 yılında Özden Hanım'la evlendi. 1965 yılında Ergin çiftinin tek çocukları olan Çağrı dünyaya geldi.

Muharrem Ergin 1971 yılında Profesörlüğe yükseltildi. Profesörlüğe yükseltilirken biri Orhun Abideleri, diğeri Azerî Türkçesi adlı iki profesörlük takdim tezi hazırladı. 1968 yılından 1990'a kadar Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nün başkanlığını da yürüten Prof. Dr. Muharrem Ergin başarılı ve parlak bir akademik hayat geçirmiştir. Türk Millî Kültür Vakfı'nın, Boğaziçi Yayınevi'nin, Aydınlar Ocağı'nın ve Milletlerarası Türkoloji Kongresi'nin üstün hizmet ve şeref armağanları ile taltif edilmiştir.

Hayatından küçük çizgiler verdiğimiz hocamız Prof. Dr. Muharrem Ergin başlı başına bir ekol olmuştur. O, Türkçeyi çok iyi konuşan kuvvetli bir hatipti. Vurgulaması, tonlaması ve telaffuzu çok iyi idi. Çok değerli öğrenciler ve ilim adamları yetiştirmesinden de anlaşıldığı gibi kelimenin tam mânâsı ile "Hoca" idi.

Muharrem Ergin telif özelliği taşıyan eserler vermiş bir âlimdir. O, Köktürk, Uygur, Azerî, Çağatay lehçelerini çok iyi biliyordu. Vermiş olduğu eserler Türk Dili'nin ve kültürünün çeşitli sahalarına aittir. Orhun Abideleri, Kitab-ı Dede Korkut gibi Türk Dili'nin gerçek anıtlarını; Şecere-i Terâkime, Kadı Burhaneddin Divânı gibi mühim metinlerini yayınlamıştır. Türk Dil Bilgisi onun meslekî eserlerinin en önde gelenidir. Bugüne kadar bir eşi, ve benzeri yazılamayan Türk Dil Bilgisi'nin onlarca baskısı yapılmış, saha ile uğraşan herkesin müracaat eseri durumundadır.

Ergin Hoca'nın bir başka eseri Osmanlıca Dersleri adlı ders kitabıdır. Eski yazının ve Osmanlıca'nın üniversitelerde kapısını açan ve mükemmel bir antoloji mahiyetinde orijinal bir eserdir.

Azerî Türkçesi sahasında iki dev eser yayınlayan Ergin'in bu sahadaki ilk eseri Şehriyâr'ın Hayder Baba'ya Selâm adlı iki şiirini esas alarak hazırladığı Azerî Türkçesi adlı kitabıdır. Bu sahadaki ikinci eseri yukarıda da zikrettiğimiz Kadı Burhaneddin Dîvânı'nın transkripsiyonlu metnidir.

Prof. Dr. Muharrem Ergin'in Dede Korkut Kitabı konusunda Orhan Şaik Gökyay ile münakaşaları vardır. Gökyay'ın yazdığı makaleleri ve Duçent-nâme adlı risâlesine cevap olarak Orhan Şaik'e Cevap adlı iki risâle yayımlamıştır.

Muharrem Ergin, hocalığın dışında bir düşünür, bir fikir adamıdır. O, Gökalp ve Atsız'dan sonra gelen, Türk milliyetçiliğinin büyük fikir adamlarından biridir. Türkiye'nin Bugünkü Meseleleri adlı hacimli kitabı büyük bir fikir eseridir. 1970'li yıllardaki duruma göre Türk'ün meselelerini bu eserinde çok mantıklı bir şekilde tasnif edip anlatmıştır.

Ergin Hoca'nın diğer fikir eserleri arasında Sovyet Emperyalizmi, Balkanlar ve Türkiye (1.7.1974) ile Türkiye'yi bugüne Getiren Tarihî Seyir (Ank. 1986) adlı eserlerini zikr edebiliriz. Çeşitli dergi ve Ortadoğu gazetesindeki siyasî yorumları ise Milliyetçiler Korkmayınız, Birleşiniz (Ank. 1976) başlığını taşır. O'nun gözden uzak kalan bir büyük eseri de 1945 ile 1988 yılları arasında yazdığı 200'ü aşkın ilmî ve siyasî makaledir. Ergin'in ilmî yorumları umûmiyetle üniversite dergileri dışında, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü'nün aylık organı Türk Kültürü dergisinde görülür. İlim politikasını genellikle Aydınlar Ocağı'ndaki çalışmalarında yapmış, siyasî yorumlarını ise Ortadoğu gazetesinde yayımlamıştır.

45 yılı aşan ilim hayatında bir çok üniversite hocası yetiştiren Ergin'in büyük bir hizmeti de Türkiye liselerindeki edebiyat öğretmenleridir.

Bu iki gruba onun yazı, konferans, panel, seminer, sempozyum, kollokyum ve kongrelerdeki görüşlerinden faydalanan, başka bir ifadeyle Muharrem Ergin Pınarı'ndan doyasıya, kana kana bilgi içen her yaştaki milliyetçiler ordusunu da ilâve etmek gerekiyor.

Türk politik mekanizması böyle bir adamı Millî Eğitim Bakanı, TRT Genel Müdürü, Millet Vekili yapamamıştır. Türk Dil Kurumu yeniden oluşturulurken bir vefâsızlık örneği gösterilmiş, ömrünün tamamını Türk Dili'ne hizmetle geçiren Prof. Dr. Muharrem Ergin, bir çoğu dilci bile olmayan, Türk dili için bir kelime bile fişlememiş kendi asistan öğrencileri Dil Kurumu'nun üyeleri olabilirken ne üzücüdür ki O dışarıda bırakılmıştır. Fakat, Muharrem Ergin Hoca, büyük bir Türk milliyetçisi, müstesnâ bir fikir adamı, dilimizin seçkin bir bilgini olarak kültür tarihimizdeki yerini almıştır.

Hayatı ve eserleri hakkında kısaca bilgi verdiğimiz değerli hocamız Muharrem Ergin'i hayatının sonuna doğru yakalayan parkinson hastalığı sebebiyle zayıf düşen bünyesinin zatürreyi kaldıramaması neticesinde; 6 Ocak 1995 Cuma günü öğleden sonra dört civarında kaybettik. Muharrem Ergin gibi hocalar dünyaya az geliyor. Bütün varlığıyla ilme hizmet etmekten başka gayesi olmayan bu kişiler, yıllar boyunca bizlere ölçü ve önder oldular ve olacaklardır da...Onlar bu dünyadan göçebilirler, ama hiç bir zaman ölü olmayacaklardır. Çünkü onlar birer DEDE KORKUT'tur. Ve Dede Korkutlar hiç bir zaman ölmezler! Muharrem Ergin ulu kişiliği ve eserleriyle her zaman bizlerle beraberdir, dâimâ kalbimizdeki köşkünde bâkî kalacaktır.

Üstâd Atsız, Tuna ile Lena arasındaki Türk illerinin bağımsızlığını sadece sarsılmaz bir imanla tahayyül ederek gözlerini kapadı. O bu hayalin gerçekleştiğini görerek bahtiyar oldu.

Türk milliyetçiliği, bir bütün olarak gördüğü Türklük, Profesör Muharrem Ergin'e minnettardır.